29 Nisan 2013 Pazartesi

bu ürünlerim  ankarada feride gelinlik ve songül modaevinde satıştadır ve aynı zamanda elyapımları com.da dükkanım var...şu an için beş altı ürünüm var orda
evet keçe çalışmalarım... eğer  bunlardan isteyen olursa sipariş alabilirim.... daha başka ürünlerimde var zamanla paylaşırım inşallah.. şu anda oğluma keçe ve örgü iplerinden avize yapıyorum biter bitmez paylaşacağım inşallah...
keçeden yapılmış kelebekli nikah şekeri
keçeden yapılmış çerceve
keçeden yapılmış çerceve
keçeden yapılmış kuşlu nikah şekeri

28 Nisan 2013 Pazar

                                        
Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
"Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...

Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.
ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.

Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.

Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.

Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...
Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...

                                                                                          Can Dündar
*Ûzûlme. Derdin ne olursa olsun , bir abdest al nefes gibi… ve bir seccade ser odanın bir kösesine . Otur ve ağla , dilersen hiç konuşma . O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma.

Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardeş
vardı. Günlerden bir gün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık baş
gösterdi. İki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görülen anlaşmazlık,
giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu. İki kardeş,
birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar,
yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları
tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar. Küçük bir yanlış
anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık, giderek büyüyen bir
uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini, karşılıklı kullanılan hoş olmayan
sözlere bıraktı. Bunun arkasından da beklenenler oldu ve kardeşler
arasında önce şiddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik
yaşanmaya başladı.
Bir sabah, bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir usta geldi. Elinde
büyük bir marangoz çantası vardı. Ev sahibinden geçici bir iş istedi :- -
"Yapılacak ufak tefek bir işiniz varsa, size yardımcı olmak isterim",
dedi. "Elimden hemen her iş gelir. Birkaç gün çalışırım, işi bitiririm."
Büyük kardeşin aklına o an bir "iş” geldi.
- "Evet, sana göre bir işim var" dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini
işaret etti. "Şu derenin karşısındaki çiftlik, komşumundur. Daha doğrusu,
benim küçük kardeşime aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim
çiftliğimle onun çiftliği arasında bir otlak vardı. Sonra o, buldozeriyle
oraya ırmak bendi yaptı ve şimdi aramızda, otlak yerine, çiftliklerimizi
birbirinden ayıran bir dere var." İş isteyen adam, büyük kardeşin
söylediklerini dikkatle
dinledikten sonra sordu :
- "Benden ne yapmamı istiyorsunuz?" dedi. Büyük kardeş önce kuşkusunu,
sonra da kararını açıkladı :- - "Kardeşim bunu, bana acı vermek için
yapmış olabilir", dedi. "Fakat şimdi ben, onun yaptığından daha büyük bir
şey yapacağım." Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırların olduğu
yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi."Senden,
bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasında üç metre yükseklikte bir çit
yapmanı istiyorum" , dedi. "Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap
ama bana öyle bir çit yap ki, gözlerim kardeşimin çiftliğini artık görmek
zorunda kalmasın".
İş arayan usta, başını salladı:- - "Sanırım durumu anladım, efendim",
dedi. "Şimdi bana çivilerin, kazma küreğin yerini gösterin ki hemen işime
başlayayım. Büyük kardeş ustaya kazma, küreğin ve çivilerin olduğu yeri
gösterdikten sonra, alışveriş yapmak için kasabaya gitti. Usta ise,tüm gün
boyunca ölçerek, keserek, çivileyerek sıkı bir biçimde çalışmaya koyuldu.
Akşam güneş batarken o işini bitirmiş, çiftlik sahibi büyük kardeş ise
alışverişini tamamlamış, kasabadan dönüyordu. Çiftliğe gelir gelmez
ustanın yaptıklarına baktı ve şaşkınlıktan gözleri, yuvalarından
fırlayacakmış gibi açıldı. Karşısında, yapılmasını istediği çit yoktu ama,
derenin bir yakasından öteki yakasına uzanan görkemli bir köprü vardı.
Biri kendi çiftliğinin toprağına, öteki küçük kardeşinin çiftliğinin
toprağına oturtulmuş sağlam iki ayak üzerinde, yanlarındaki korkuluklarına
varıncaya dek tüm ayrıntılarıyla yapılmış ve tam anlamıyla "usta işi"
denilecek kusursuzlukta bir köprü uzanıyordu.
Büyük kardeş, hâlâ geçmeyen şaşkınlığıyla bu köprüyü seyrederken, karşıdan
birinin geldiğini gördü. Dikkatle baktığında gelen kişinin, komşusu, yani
küçük kardeşi olduğunu anladı. Kardeşi, kollarını iki yana açmış olarak
köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu :
- - "Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü
sözlere karşın sen, bu köprüyü yaptırarak ne denli iyi ve ne denli büyük
bir insan olduğunu gösterdin", dedi ağabeyine. "Şimdi bir büyüklük daha
yap ve sen de kollarını açarak bana gel..."
Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen kardeşler, köprünün ortasında
bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar. Büyük kardeş bir ara arkasına
baktığında, çantasını toplayıp, oradan ayrılmakta olan ustayı gördü.
- - "Gitme, dur, bekle?" diye seslendi ona. "Sana yaptıracağım birkaç iş
daha var, çiftliğimde..." Usta gülümsedi : - - "Ben buradaki işimi
tamamladım, gitmem gerek", dedi ve ekledi : "Yapmam gereken daha çok köprü
var..."
"Köprüleri kurabilecek gücünüz hiç eksik olmasın, Köprüleri kurduktan
sonra da, yıkılmaması için sık sık bakımını yapın, yani sevdiklerinize
zaman ayırın, o köprü yoluyla sık sık gönüllerini ziyaret edin."
Alıntıdır.

17 Nisan 2013 Çarşamba

evet uzunca bir aradan sonra tekrar geldim ben blog işini pek beceremiyecem galiba
ne yapacağım ne paylaşacağıma bir türlü karar veremiyorum .Benim ilk önce bol bol bir resim çekmem
lazım galiba çünkü blogda en önemli resim...Madem düştüm bu kuyuya hakkıyla yürütmem lazım dimi
neyse bundan sonra herşeyin resmini çekeceğim ve bloğumda paylaşacağım inşallah..
yaptığım kına mumlarım
yaptığım kına sepeti ve tepsisi